Dünya Etnospor Birliği Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan, İstanbul'da 21-24 Mayıs tarihlerinde düzenlenecek 8. Etnospor Kültür Festivali'ni modernitenin hışmına rağmen insanların geleneksele özlem duyduğunu söyledi.
Dünya Etnospor Birliği Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan, Anadolu Ajansı'nın (AA) İstanbul'daki Uluslararası Haber Merkezi'nde gerçekleştirilen Spor Masası programına konuk oldu.
Türkiye'de modernitenin Batı hayranlığına dönüştüğünü aktaran Erdoğan, "Ülkemize modernite 'batılılaşma' adı altında geldi ve biz bu batılılaşmayı yaşarken kendimize ait olanları yeren bir yaklaşım sergiledik. Kendi müziğimizin kötü olduğunu, Batı'nın müziğinin daha iyi olduğunu konuştuk. Kendi sanatlarımızın ilkel olduğunu, Batı'nın sanatlarının daha gelişmiş, daha sofistike olduğunu kendi kendimize adeta kabul ettik. Onun için en iyi öğrencilerimizi Batı'ya gönderdik, en iyi öğrencilerimizi Batı müziği eğitimine verdik, en iyi sporcularımızı Batı sporlarına yetiştirmeye çalıştık. Sporda Batı'yla rekabet etmeye çalıştık." diye konuştu.
Geleneksel sporların ihyasına 2010'ların başında giriştiklerini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
"Okçular Tekkesi'ni, Okçular Vakfıyla ihya etmeye 2013'te başladığımız zaman Türkiye'de geleneksel sporların, geleneksel okçuluğun birkaç küçük grup tarafından hobi düzeyinde yapıldığını gördük. Geleneksel Osmanlı yayını orijinal metotları kullanarak yapan Türkiye'de kimse yoktu. Macaristan'da birisinden yeniden öğrenerek bunu Türkiye'de canlandırmayı başardık. 550 yıllık okçuluğun en eski müessesesi olan Okmeydanı'nda Necmettin Okyay'dan beri neredeyse ok atan kimsenin olmadığını biliyorduk. Modernite gelir, kendi enstrümanlarını, adetlerini, temalarını hayata sokar ama gelirken yerine geldiklerini bütün bir topluma kötülemiş. Bu çok enteresan bir şey. Biz bunu yapmışız. Ancak modernitenin bütün bu hışmına rağmen insanlar geleneksele özlem duyuyorlar. Kültür dediğimiz şey bin yıllar boyunca oluşan, şekillenen bir şey. Mesela Türk kahvesinin pişirilişinde, sunumunda, kullandığımız bardağında, tabağında bir değişikliğin olması ve kabul görmesi için birkaç nesil geçmesi lazım. Muhtemelen o değişikliğin de Türk kahvesi gelenekleriyle, insanların Türk kahvesiyle kurduğu ilişkiyle uyumlu bir şey olması gerekir. Mesela çay bardağımızın şeklinin değişmesi için epey bir şeyler olması lazım. Onun yerleşmesi birkaç nesil sürebilir. Mesela bardakta bir büyüme yaşadık. 'Tiryaki' dediğimiz küçük çay bardağından, şimdiki büyük çay bardağına geçmek 20-25 sene sürdü. Birden bire herkes onu kullanmaya başlamadı. Kültür öyle derinlikli bir şey olduğu için, siz onun yerine hışımla gelen modernite vesilesiyle o toplumun kodlarıyla uyumsuz bir şeyi zorladığınız zaman hep geri planda bir özlem kalıyor. Hala kodlarınızla uyumlu olan bir şeylerin arayışına devam ediyorsunuz. 2019'da Geleneksel Türk Okçuluk Federasyonu kuruldu. 2019'dan bu yana en hızlı büyüyen federasyon, 500'den fazla kulüp, 20 binden fazla müsabık sporcuya ulaşıldı. Türkiye'nin dört bir yanında yüzlerce etkinlik, turnuva yapıldı. İnsanlar onu büyük bir hasretle kucakladılar. Geleneksele modernite bir düşmanlıkla geliyor, onu yerle bir ediyor, bazı şeyler unutulup da gidiyor. Unutulanların kaydı ancak ansiklopedi sayfalarında kalıyor. Hala imkanınız varken bir şeyleri geri getirmeyi başarırsanız insanlar ona hasretle koşuyor. Yüzyıllardır görmediği arkadaşını görüp ona kucaklaşır gibi de onları yeniden benimsiyor."
Bilal Erdoğan, sporun, kültürün nesilden nesile aktarılması için önemli bir araç olduğunu dile getirdi.
Gençlerin büyük bölümünün spor yapmadığını ve izlemediğini vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Kültürün taşıyıcısı olan çeşitli mecralar var. Bunlardan en önemlisi dildir. Dilde kullanılan kelime dağarcığı aslında sizin yine kültürel aktarımınızın nesiller boyunca şekillendirdiği bir şeydir. Bir dilde bir kelime farklı konotasyonlar, yankılar taşırken başka bir dilde farklı anlaşılabilir. Bazı dillerde olan kelimeler başka dillerde yoktur. Mesela 'gönül' kelimesinin İngilizcede karşılığı yok. 'Kalp' diyorsunuz ama olmuyor. Gönül kelimesi demek ki muhabbeti ve dostluğu çok önemseyen, gerçekten merhametli olan falan bir toplumda sadece gelişebiliyor. Sporun da taşıyıcı özellikleri olduğunu görüyoruz. Ciritteki affederek puan almayı örnek veriyorum veya yağlı güreşte daha genç olan sporcu, daha büyük olan üstadını yendiği zaman sonunda elini öpüyor. Bu, kültürü sporun içinde taşıyan özellikler. Onun için buradaki mesele sadece spor değil ama spor tarafı çok önemli. Yaptığımız araştırmalara göre gençlerin yarısı ne izleyerek ne yaparak sporla ilişki kuruyor. Bunun için de kızların oranı daha yüksek. Bu kesimlerin geleneksel sporlarla mesela spora yeniden angaje olunabileceğini düşünüyoruz. Bu kültürel tonlarıyla daha güzel bir belki konsept getiriyor ve böylelikle daha çok gencimizin sporlarla iletişim kurmasını, ilişki kurmasını sağlamış oluyoruz. Bunu yaparken medeniyet iddiasına da bir parantez açmış oluyorsunuz. Kendi kimliğinizi, kültürünüzü yeni nesillere aktarmak için bir fırsat yakalamış oluyorsunuz. Biz bunu sadece merkezimizin olduğu İstanbul, Türkiye için değil 30 ülke, 52 üye ve bugüne kadar ilişki kurduğumuz 100'den fazla ülkede de aynı şekilde savunuyoruz ve anlatıyoruz. Bugün Avrupa da kendi kültürünü korumanın mücadelesini veriyor. Dünyadaki kültürel yozlaşma Batı'nın modernitesiyle ve sömürgecilikle bütün dünyaya yayıldı ama o yozlaşmadan Batı'nın kendisi de nasibini aldı. 18-19. yüzyıldaki yüksek sanatlarını, kültürel değerlerini 21. yüzyılda yaşatmakta Batı da zorlanıyor. Onun için bizim Avrupa'dan da üyelerimiz var. Çok gelişmiş bir ülke olan Japonya da kendi kültürünü yaşatmanın mücadelesini veriyor. Güney Kore de kendi kültürünü yaşatmanın mücadelesini veriyor. Elbette Moğolistan, Bangladeş, Pakistan da bu mücadeleyi sergiliyor. Türk dünyası ülkelerinde geleneksel sporlarımız çok güçlü. Bundan dolayı da çok mutluyuz ve gurur duyuyoruz. Türkiye'de de son 10 yılda yaptığımız çalışmalarda geleneksel sporların kurumsal kapasitesinin geliştiğini, halkımızla da çok güzel karşılık gördüğünü gerçekten izlemek bize çok keyif veriyor."
Dünya Etnospor Birliği Başkanı Bilal Erdoğan, Türkiye'nin her konuda daha iddialı olması gerektiğini savundu.
Türkiye'deki eğitim imkanlarının arttığına değinen Erdoğan, "Ortaokul sınıflarına gittiğim zaman çocuklara uzanarak yapacakları, telefon ve bilgisayar üzerinden bir iş isteyip istemediklerini özellikle soruyorum. Okul fark etmeksizin çocukların yarısı bunu istiyor. Çocuklarımız ve gençlerimizin hem şansı hem de tuzağı bugünkü imkanlar, kolaylıklar. Türkiye, dünyanın en güçlü eğitim altyapılarından biri haline geldik. Gençler istedikleri alanda ücretsiz olarak üniversitenin sonuna kadar sahip olma imkanını yakaladı. Bu imkan belki bir genci, 'Bu eğitimi bitirdikten sonra diplomamla bir iş sahibi olurum. Öyle devam ederim' kolaycılığına sevk edebiliyor. Oysa ki daha netameli süreçlerle kendini yetiştiren insanların tırmalayarak bir şeyler edinme motivasyonu oluyor. Daha dirençli olabiliyorlar. Dolayısıyla bazı imkanlar yetişirken kişinin direncini gevşetebiliyor, hayata dair hedefleriyle ilgili ciddiyetini biraz sulandırabiliyor ama öbür taraftan da işte 'Nimet mi külfet mi?' diye de insanı düşündürüyor. Onun için gençlerimizin bir yandan rahatlık aradığını görebiliyoruz. Halbuki dünyada çok ciddi bir rekabet var. O rekabete hazırlanmak için daha dirençli, daha iddialı olmak zorundayız ve hedeflerimizi daha yukarılara koymak zorundayız." ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin dünyada söz sahibi bir ülke olduğunu vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:
Kaynak: Habertürk → Orijinal Haber



